Janis Joplin - Misery 'N

Misery 'N

Janis Joplin

,
ay lauv yu janis valla bak

(Kaynak: erikcartmanoglununpici, erikcartmanoglu gönderdi)

ankara.. her geldiğimde şu kuleler biraz daha artmış oluyor..

'bu sabaaah görmüyor gözleerim
içinde sakla beniii
baaari nefeess alayıımm’

dünya kupası finalinde penaltı atamamış baggio gibiyim lan. üstelik bunun kulelerle hiç ilgisi yok..

,
yol yine…
ya da

"yetimler gibiyim
ziyafetten aç dönen..”

bryan ferry - back to black

back to black

bryan ferry

,

ve kelimeler
ve kalıp sesi kesilen
ve giden ses
ve dönen dil
ve gırtlağı yırtık bağırmaktan
ve hiç gereği yok
ve yutkunulan
ve çatı küfüne ayrılmış
ve yitmiş tüm parlaklığı
ve gitsin kalemiyle hep kırık
ve piçlerin cenin aradığı kuytu
ve azizler takır takır işleyen çarkla
ve bir taht kotararak asiller
ve sevmek yersiz kılındığında
ve bu yarım masiva
ve beklenmiş kut kalıntıları
ve o an
ve dönülmez karanlık
ve senin tüm boşluğun
ve kimseden beklenmez
ve karanlığın yok kalbi

sözünü tutuyor patron. papağanlar su kaçırıyor bir kursak. bir doz kovalıyor serseri. bütün sokaklar arkaik. sözünü kesiyor sağır. taşlar arkeolog eliyle cansız. kazılar şehrin görkeminde doğurabilir. sözünü yutuyor dilsiz. masada kalıyor masadan kalkmıyor masayı anlamıyor doktor. neşteri genzinde bir berber. gün sayıyor klonlar. aşiretler. kabileler. çok mu aynıyız. sosyolojik evresini geçelim boşalmanın. fahişeler orgazm olur mu usta? irinlerini yutuyorum tam takır. geçici bir ayrık otu dolaşıyor tenime. şimdi iftar vakti… 

ve onulmaz arıza 
ve dumanı yok ateşin
ve suya öykünen balık
ve nefessiz ihtiyar
ve bilseydim gelirsin
ve bilmese kelime
ve kaç asrın pisliği

sesten beklenmezdi patlama. kalkacağım biraz. elbet geçecek boğazımdan. geçecek ve tüküreceğim elbet. çingeneler elinden bir bardak suyla. mu kıtasının komedyenleriyle ağırlanacağım. bilmem. bilinsin diye gök matematiğinden. newtondan. latinceden. seni çalacağım. güveniyor gibiyim şimdi. elim titremiyor. kalkacak ve iç geçireceğim ülkende. kalkacak ve teslim edeceğim hakkını mezarsız ölülerin. kalkacak..

ve bir tutam işkence
ve “şarkı söyleyen kadın”*
ve burdan geçen atlılar
ve efsaneler içre bir çocuk
ve o zeus ibnesi 
ve ra’dan sanılan tılsım
ve söyledi bir bilge
ve taşladım dilimi… 

gelsinler. kelimeler. ozanlar ateş yakar mı usta. dumanı kim tütecek hangisi. 

-yedi haziran ikibinyedi*
-bulantı
-düzen tutmayana

,
… on altı yıl.. yeniden yargılanmadan sonra “beraat” gelirse hiç şaşırmayacağım.. 

,

… 
on altı yıl.. 
yeniden yargılanmadan sonra “beraat” gelirse hiç şaşırmayacağım.. 

tom waits - blind love

blind love

tom waits

rain dogs

,

denizkızı diye bir şey/ vardır!
iki kere iki bir
hem turgut için sibernetik
bilirsin / tespitler 
soyut ve sak bir hududa gönderir 
önce suyu sonra şiiri

iki kere iki iki
denizkızı diye bir şey
seninle durağan kapılmış
pisagordan kalma sancılı bir kütle
hepsi hepsi saçmalık
hepsi seninle aynı akışta
eksik bir şairle

kalbine bakabilir miyim?
suyu ısınır o vakit falcıların
belki kavuşmak da düşer formüllere
iki kere iki üç
bakabilir misin uzlaşılmış kaç yalansız
tarihimse harfler

burası genel / sıkıcı ve morg sıcaklığında
neresi için biçilmiş kaftansa susmak
orada bir yaygara koparmak isterim
iki kere iki dört
güldürme beni / bu tarihçilerin
bu fizikçilerin nöbetleşe sıkıldıkları
hudut karakoludur
hani soyut ve sak olan

dilime bakabilir misin / dikiş tutmadı ay 
elimi burada bıraksam olmaz mı
iç cebim de yok / nerede saklasam 
ama inan yürüyorsun benimle / dikiş tutmadı kahinlerin buyruğu
asrımız büyük gerekçeler üzredir
günahlar rakamlar körler ve bankalar üzre
oysa taşınmadım / kaç mil uzaklaştıysam zamandan 
kaç hudut geçtiysem şairlerden habersiz
hep aynı sonuç
iki kere iki beş 

-gg.aa.yy.
-geldik abi, uyan dedi muavin.. 

,
çulux fotoğrafçısı diye alay eden arkaaşlara sesleniyorum; ya da vazgeçtim. çuluxlardan da vazgeçtim zaten, yok, beceremediğimden değil, hiç olur mu öyle şey, sadece horozlarla anlaşamadık. biri “ne işin var lan haremimde diye” postasını koyup restimi görmedi. yok yani canımı kümeste bulmadım.. ben de gidip biraz işte siyah beyaz fotoğraflar çektim. siyah beyaz olunca böyle biraz daha sanatsal gibi duruyor. mesela beyaz atlı hiltisini beklemekten iskeleti çıkmış ablayı tim burton abim gönderdi. robot dedi, sen dedi, bu ara dedi, çok varoluşsal sancılar çekiyormuşsun dedi, o kadar büyütme dedi, sana da çekecek bir şeyler buluruz dedi. iskelet hiltininin nereden geldiğini bilmiyorum. bulmuşlar işte birbirlerini. bir de tencere kapak bulup çekecektim ki gör sen o zaman ironiyi. bak şimdi aklıma geliyor bu da.neyse bi dahakine kurgusal çekeyim ben. belki taşınacak odunum oradadır. çulux fotoğrafçısıymış… ne kadar kırıcı olduğunuzun kulakları acaba ağzınızla  mekik çekiyor mu sizin..  ,
çulux fotoğrafçısı diye alay eden arkaaşlara sesleniyorum; ya da vazgeçtim. çuluxlardan da vazgeçtim zaten, yok, beceremediğimden değil, hiç olur mu öyle şey, sadece horozlarla anlaşamadık. biri “ne işin var lan haremimde diye” postasını koyup restimi görmedi. yok yani canımı kümeste bulmadım.. ben de gidip biraz işte siyah beyaz fotoğraflar çektim. siyah beyaz olunca böyle biraz daha sanatsal gibi duruyor. mesela beyaz atlı hiltisini beklemekten iskeleti çıkmış ablayı tim burton abim gönderdi. robot dedi, sen dedi, bu ara dedi, çok varoluşsal sancılar çekiyormuşsun dedi, o kadar büyütme dedi, sana da çekecek bir şeyler buluruz dedi. iskelet hiltininin nereden geldiğini bilmiyorum. bulmuşlar işte birbirlerini. bir de tencere kapak bulup çekecektim ki gör sen o zaman ironiyi. bak şimdi aklıma geliyor bu da.neyse bi dahakine kurgusal çekeyim ben. belki taşınacak odunum oradadır. çulux fotoğrafçısıymış… ne kadar kırıcı olduğunuzun kulakları acaba ağzınızla  mekik çekiyor mu sizin.. 

    ,

    çulux fotoğrafçısı diye alay eden arkaaşlara sesleniyorum; ya da vazgeçtim. 
    çuluxlardan da vazgeçtim zaten, yok, beceremediğimden değil, hiç olur mu öyle şey, sadece horozlarla anlaşamadık. biri “ne işin var lan haremimde diye” postasını koyup restimi görmedi. yok yani canımı kümeste bulmadım.. 
    ben de gidip biraz işte siyah beyaz fotoğraflar çektim. siyah beyaz olunca böyle biraz daha sanatsal gibi duruyor. mesela beyaz atlı hiltisini beklemekten iskeleti çıkmış ablayı tim burton abim gönderdi. robot dedi, sen dedi, bu ara dedi, çok varoluşsal sancılar çekiyormuşsun dedi, o kadar büyütme dedi, sana da çekecek bir şeyler buluruz dedi. iskelet hiltininin nereden geldiğini bilmiyorum. bulmuşlar işte birbirlerini. bir de tencere kapak bulup çekecektim ki gör sen o zaman ironiyi. bak şimdi aklıma geliyor bu da.
    neyse bi dahakine kurgusal çekeyim ben. belki taşınacak odunum oradadır. 

    çulux fotoğrafçısıymış… ne kadar kırıcı olduğunuzun kulakları acaba ağzınızla  mekik çekiyor mu sizin.. 

     

    Ira Habarovsk


    anlıyorum doktor, avrupa bizim kaderimiz
    külahım heyecanla dinliyor seni
    nilde bir sandal olmak geçiyor içimden
    ve çöl
    ve madagaskar 
    ve saire..

    ,

    -de ki: geçelim bir çırpıda ve söz bitsin.. şarkı başlayınca değişmeyen tek şey var,
    noktalar-

    deliler lazım lan dünyaya.. delilikler… çünkü 

    her insan biraz ölüdür
    biz de biraz ölüyüz

    insan bir şarkıyla sevişebilir? etiyle kemiğiyle, en çok ruhuyla, bütün hisleriyle, öfkesi ve coşkusuyla, kiriyle teriyle, abartısıyla, sadeliğiyle.. bütün çıplaklığıyla.. yani ve buraya taşıyarak asıl işareti:
     teşekkülümüzün ancak muayyen bir hakikat dozuna tahammülü vardır..
    ***

    bir hiçleşme fiiline götürmeyen hiçbir dikkat yoktur diyor cioran. bir tebessümün ardına hançer gizleyen sevimlilik.. de diyor. evreni hüzünle doldurduğumuz zaman, evreni alevlendirmek için tek bir neşe kalır bize, diyor sonra. hayat; kafayı ölüme takanlar tarafından canlılara sunulan hediye…
    meriç’e ne kadar benziyor bu haliyle.
    bu ses bana ne kadar benziyor.. bir kod var, denk geldiği an her şeyin donmasına sebep… ahlâkçıların, akılcıların, toplumcuların bir türlü kıyısına varamadıkları: ölüm havâsânedir, hayat zahidâne..

    yoruluyorum…

    her ruh halinde her türkü-şarkı dinlenmez diye bir yargı-yergi var ya, işte bir kaç bildiğim türkü var; hangi halde dinlersen dinle, seni kendi haliyle, kendi iklimiyle hemhal ediyor…

    iyi ki…

    ***
    tam düşerken tutan bir şey.. sigara yakamıyorsun da tütün sarmak zorunda kalıyorsun gibi… etrafını kolaçan edip bir falso arıyorsun seni kuşatmış. yaslanıyorsun..

    "dağlar diyorum altımızdadır" öyle ki kimseye düşmeyecek bir had sızıyor hançerene. diyorsun ki artık burada değil, buralı değil, buranın değil. bir hâl… hâl sâridir. geçici, bulaşıcıdır. sudan çıkarken suyun hâlini, toprağa bakarken onun. yaşlanıyorsun..

    her neredeyse bir kabul çıkageliyor. onunla sevişiyorsun, onunla, birazı isyan birazı pişman olan kalbinle, etinle-kemiğinle sevişiyorsun. oda soğuyor. kabul ediyor seni çoktan. seni, bir toprak parçası, bir çocuk sehvi gibi kabul ediyor. biliyorsun, utanıyorsun. onun koynu tekin değil. onunla kalamazsın, kabul değil kıyam, oda değil kaya kovuğu, mucize değil çile ve ait değil… hiç adil değil ama gerçek. hakikat olsa adil olur, gerçeklerin canı cehenneme. gerçekliğin de, bütün gerekçelerin de…

    sanki harabîsin, bütün haramiler başına toplanmış, yatağından çıkıp bir kaçışı, mermi gibi namlu yatağına sürüyorsun.bu senin şimdiki zaman çekimlerin hep eğreti.. hâl sâridir. önce geçici, sonra bulaşıcı. geçici olan bir şeyler daha var. dünya da geçicidir. haramiler de. üstüne sinen, yapışan, seni teslim alan hâl olsa olsa zamansızlığındır… değilse zor, mesela bir zamanın varsa, herhangi bir çağa aitsen, örneğin ondördüncü yüzyılda olman gerekiyorsa…

    unutma her şarkı bittiği zaman devamını getirmezsin.

    ***
    bakın şimdi abiler, bu insanın kendi kendini dinlemesidir.

    bir gölgenin adına karışması, yokluğun alnındaki bütün tezahürüdür. el dediğin çaresizliğin sinsi bir sevdalısıdır bazen. el dediğin bazen sana yabancıdır. senindir ve sana ait değildir. senindir ve senden değildir.

    bu bir kalp kırıklığıdır abiler. bütün müsebbibi yine kalbin sahibidir. insan kendi eliyle kendi kalbini kırar mı? kırar abiler. kırar. paramparça eder. dünya üzerinde hiç kimsenin kıramayacağı kadar kırar..

    bu; nasıl desem, siyaset ve ideolojiler üstü bir manifestodur abiler. dünya üzerinde bu sözler; aralarında yüzlerce yıl olan-olmayan ayrı ayrı zamanlarda, ayrı insanlarca, ayrı topraklarda, ayrı hikayelerde, ayrı diller ile binlerce, belki yüzbinlerce defa kurulmuştur…

     işte bu yüzden, sırf bu yüzden işte :

    insan! sana güveniyorum
    saygılarımla


    ***
     
    kut, ne denli kuşkulanabilirsen kuşkulan
    her türlü kuşkunun ötesinde kalandır.. 


    ***

    varsa tabi ayağı geceye takılan. yani varsa bir kayıp, bir kolsuz saki, bir zehirli öteki, avazesini gökkubbeye salamamış bir baki, varsa bir gün, bu değil

    ya bu kapıda 
    ne katliamdır

    ***

    çok vapurun battığı bir liman orospusu
    bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam
    ..
    pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam

    ***

    tütün bitti, sigaraya talim. dönesim var artık..

    sevgili duvar, sartre senden pek bahsetmemişti değil mi? tuhaf! nerede adın geçse orada örülen bir şey oluyor kaçmak..

    bugün kaçacak yer aradım çok.. yoktu

    ***

    bilmiyorum olmak neresinde sır… 




    ,

    s.


    aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
    yoktan da vardan da öte bir Var vardır
    hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
    o şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
    sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
    ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
    gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
    yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
    /…
    yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
    …\
    sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
    göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
    senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

    sevgili

    en sevgili

    ey sevgili

    ,

    "saçların isyan" diye bir şiir ismi geçiyor. ve büyüyoruz kendimizden bekleyerek; ölmeyi… 

    ,

    en iyisi böyle.. bundan sonra tavuk, çuluk, horoz, ibibik, civciv ve bilcümle kümes hayvanı fotoğrafları alanında yoğunlaşağım. 
    yani herkes bi köşeyi kapmış, bura eksik kalmış. iş buldum 

    bize kapılar senden
    dağlar senle açıldı

    Theme by Pixel Union