,
ben hepimiz, siz tek..

,
nostalji yapmak gibi olmasın ama giderek eksiliyor ellerimiz..

dost kimdir 
düşman kim
nerdeyim anne
oyun mu bozgun mu
umudum nerde.. 

"  
             Işık Dönencesi
I
gel seninle bir resim çizelim.

… isterse ondan sonra 
bütün şairler ölsün
II
bir kuşluk vakti geldi, bakışlarında kuşlar
titreyen bir gelincik gibiydi dudakları..


beceriksiz ellerim, yüreğim yanıyordu
en sonuncu giysiyi çıkarınca şaşırdım
enginlerden engin bir deniz uzanıyordu..
III
birlikte yüzeceğiz hep bu mavi sularda

ikimizin de kalbi bir vuruşta atacak,
bir vuruşta ölümü, karanlığı yadsıtan..

IV

üst üste iki dağ lalesi
bir çift doru at dudakların
ve arasındaki ince çizgi
erişilmezliği ayrılıkların..

V

sen omuz silken bir çocuk
bense yirmisinde başı dik ozan
şimdiye dek kimseye vurulmamıştım ya
küçümseme de görmemiştim hiç bir kadından..

VI
gittikçe uzaklaşacaksın
süzülen bir kuş gibi değil…


sen bir küçük bulutsun gökyüzünde
rengi açıldıkça dağılan…
nasıl derleyip yakalasın
ölümüne yakınlaşmış bir ozan..

VII


çizgili ak mermerden onur yontusu alnın
gölgelenmesin diye kendi özel tanrıma
yalvardım gecesinde bu bitmez karanlığın
avuç avuç yıldızlar saldım ayaklarına..

güz yaprakları gibi çiğnettin temizliği
çürüdü göğsündeki iki küçük böğürtlen
yazık, acılar bile bırakıp gitti seni.. 

VIII
yüzünü gergeflere işledim
kancık düğümler kaşlarında
çamurlu bir deniz gibiydin
örümcek nakışlar saçlarında

ve uçsuz bucaksızdı hüzün
bereketli ürünü gönlümüzün
bozkırda yansıyan bir nakış
yürekten yüreğe köprümüzün

ve ne çocuktu kemikli serin
bir kez avucumda titreyen elin
sen ey kimsesizlik ağıtı!
yine de en pembesiydin bitişlerin

şimdi nerde aldatmasız yaşantı
nerde o gümüşten köprüler
nerde umut, nerde sevgi, nerde yiğitlik
birer gömüt oldu bütün türküler.. 
IX
doğa anne biliyor musun yorgun bir güvercin
gökyüzünde nasıl boşlukta kalır..


doğa anne biliyor musun kar nasıl erir
ırmaklar nasıl akıp tükenir boşluğa
tersine, ben hiç tükenmiyorum
yalnızca yalnızca yalnızca
özleminle gömülüyorum sarhoşluğa..
X
sütten kesilmiş bu yaşımda
arayıp duruyorum seni

ağulu gömlek gece gündüz
çıkarıp atamıyorum seni

gökyüzü temiz tertemiz
oysa sen temiz değilsin
kimlerin kirlettiği deniz
olduğunu bile bilemezsin..


elimi uzattıkça küçük sobam
annem oluyorsun sıcak, tertemiz,
aklım başıma geliyor birden
kırgın, umutsuz, kimsesiz..

XI

çoktan geçip gitmiş gençliğimiz
anladım ona vurulduğum an
arıyorum bir şey yitirmiş gibi
şairler gençken ölse daha iyi…

kömür çağında yaşadığımızdan
acı, her yerde bir keskin bıçak
ne kaldı geçmiş yaşamımızdan
onca genç ya çürüdü ya asılacak
ortaçağ avrupa’sında gibi..
şairler gençken ölse daha iyi

koparmaya kıyamadığım kır çiçeği
ayaklar altında çiğnenmeye hazır..
hani bu dünyada en güzel, en iyi..
aklığı zambağın gittikçe kararmaktadır
belki koynuna da alıyordur o hergeleyi
şairler gençken ölse daha iyi.. 
XII
bir gün bir köy evi bacasından
kara bir duman göklere çıkacak
külebi ölmüş dediklerinde
umurunda bile olmayacak..

XIII


… güneş bir tırpandı, biçti hepsini
denizler eriyip çöktü tekliğimizden
bulamadım yüzünü düşlerde bile..
XIV
geldi pezevenk zülüflü
tilki suratlı bir herif

sonra o geldi, küçücük sağrısını
dayadı herifin kalçasına

… iyi ki boyamış bugün yüzünü
çokça kirlenmedi öyle
arkadaşmışlar, hadi anladık 
böyle çatışmaz köpekler bile..

külebi, düş kırgını, bulutlar
bugün de oturdu yüreğimize
XV
kimi akılsızlar sanacak ki 
bir kadın için yazıldı bu şiir
oysa o, dizeler arasında
bir damla gözyaşı gibidir…

-bu betikteki “ışık dönencesi” adlı şiirin ilk iki parçası 1982’de dergide yayımlanmıştı. daha sonra, on dört parça “gösteri” dergisinin mayıs ve haziran 1985 sayılarında yayımlandı..
yazınımızda bağlam aranmadığı için bu açıklamayı yapıyor, parsayı toplayana helal olsun diyorum..
:)

-cahit külebi

hey morpheus,

rüyamda “özelleştir” diye bir ibareyi,”öz-eleştir” diye okuyordum, ve sen bana kıs kıs gülen sümsük oğlanın tekiydin..

sonra kalktım, dedem korkut toy toyluyorken yanına varıp hayır duasını aldım, sordum, nedir hikmeti bu düş’ün..

dedi; oğul, yabanda bir muradın var, tez günler el yanına ilişip saklı tutmuşsun yüzünü..

sonra bir daha kalktım; yusuf henüz rüyalar ilmine vali olmamış, kuyuya düştüm, başımda tüm kardeşlerim, mısır hep uzak ülke..

ve bir daha uyandım. sigaram taburenin üstünde, küllük ağzına kadar dolu, masada evraklar da evraklar, yetim bir defter, başım masada, kollarım başıma yastık olalım derken uyuşmuş.. dedim tamam, doğru yerdeyiz.. zaten rüya içinde rüya, klişe olalı, sarpa sardı bu tutanaklar..
kalktım, ofis değil savaş alanı; koliler daha bantlanmamış, orda burda toplanmayı bekleyen bir yığın zamazingo, açık pencereler..
saat? baktım, yok kolumda, dışarı baktım, güneş? dışarısı duvar, sadece duvar, öyle ki halt etmiş berlin duvarı, dahası çin seddinin bütün duvarları.. labirent almış, binaların, yolların, arabaların, kaldırımların, meydanların yerini..

özeleştireyim?

     (hatırlandıkça eklenecekler hariç)

liste, bana göre..
'kime-neye göre' diyenler, hatırlatmada bulunabilirler..
bir oturuşta yazılmıştı bu liste. evet işsizdim :) yani ruhen..

kısmi bir sıralama gözetildiyse de, bir yerden sonra karıştırıldı. yine de yukarıdakiler önde gelmesi gerekenlerdi… 

***

modern zamanlar - charlie chaplin 

rüzgar gibi geçti  - victor fleming 

bülbülü öldürmek - robert mulligan 

ben bir roboTum ama sorun değil - chan-wook park

sarhoş atlar zamanı - bahman ghobadi

atları da vururlar  -   sydney pollack 

silahlara veda       - charles vidor 

hiroşima sevgilim  -   alain resnais

dünyanın tüm sabahları - alain corneau

kayıp çocuklar şehri - marc caro & jean pierre jeunet

brooklyn’e son çıkış   -  eli udel

bir rüya için ağıt        -  darren aronofsky 

asla ve daima - mehmet akif aydın
-belgesel-

akbaba’nın üç günü  - sydney pollack 

elveda las vegas - mike figgis

uzak               - nuri bilge ceylan

batı cephesinde yeni bir şey yok - lewis milestone 

burjuvazinin gizemli çekiciliği  - luis bunuel 

orada olmayan adam     - coel & ethan coen 

uçurtmayı vurmasınlar - tunç başaran 

onun hakkında bildiğim iki üç şey - jean luc godard 

var olmanın dayanılmaz hafifliği - philip kaufman

rıhtımlar üzerinde   - elia kazan

leyleğin geciken adımı  - theo angelopoulos 

sonsuz ölüm        -     george roy hill 

ilkbahar yaz sonbahar kış, ilkbahar  - kim ki-duk 

soğuktu ve yağmur çiseliyordu      - engin ayça

yedinci mühür         - ingmar bergman

aşk zamanı      - wong kar wai 

sevmek zamanı   - metin erksan

aşk üzerine söylenmemiş her şey - yusuf kurçenli (diğer dördüne selam )

ağustosta rapsodi - akira kurosawa

kahire’nin mor gülü - woody allen

köprü üstü aşıkları   - leos carax 

insanlar yaşadıkça - fred zinnemann

ucuz roman             - quentin tarantino

akrebin yolculuğu  - ömer kavur 

hakkari’de bir mevsim - erden kıral

eşkıya    - yavuz turgul 

nokta   - derviş zaim 

sonsuzluk ve bir gün - theo angelopoulos

bir zamanlar amerika  - sergio leone

babam ve oğlum        - çağan ırmak

tanrı kent      - katia lund & fernando meirelles 

2046               - wong kar wai 

otostopçunun galaksi rehberi - garth jennings 

arzunun o belirsiz nesnesi - luis bunuel

içimdeki deniz     -  alejandro amenabar

kuzuların sessizliği       -    jonathan demme 

ruhların kaçışı        - hayao miyazaki

hayat güzeldir         - roberto benigni

başkalarının hayatı  - florian henckel von donnersmarck

affedilmeyen         - clint eastwood

ince kırmızı hat   - terence mallick 

karpuz kabuğundan gemiler yapmak - ahmet uluçay 

uçan hançerler evi - yimou zhang 

piyano piyano bacaksız   - tunç başaran

ateş böceklerinin mezarı - isao takahata 

ihtiyarlara yer yok      - ethan & joel  coen

kırmızı pazartesi           - francesco rosi 

paramparça aşklar köpekler - alejandro gonzales inarritu

yağmur adam    - barry levinson 

yer demir gök bakır - zülfü livaneli

sen türkülerini söyle - şerif gören

kaplumbağalar da uçar - bahman ghobadi

balıkçı kral - terry gilliam 

kolera günlerinde aşk - mike newell

melancholia - lars von trier 

yağmurdan önce - milcho manchevski

küçük balıklar üzerine bir masal - barış pirhasan

imparatorun yolculuğu - luc jacquet   -belgesel-

bir yolculuğun ağıdı - aleksandr sokurov  
-belgesel-


Önerilenler:
hatırlanacak bir anı - john h. lee
boş ev     - kim ki-duk
kelebek ve dalgıç - julian schnabel
başka dilde aşk  - ilksen başarır 
dalgaları aşmak - lars von trier 
üçüncü türden yakınlaşmalar - steven spielberg
before the rain (karşılığı ‘yağmuru beklerken’olacak abi) - milco mancevski

 

angelo badalamenti - mulholland drive / love theme

mulholland drive / love theme

angelo badalamenti

mulholland drive

,

-bulaşıcı mı?
-değil.
-korkmana gerek yok o halde.. 
-ya ben?

,
yazmayı bir de kavga etmeyi biliyorum.. aslına bakarsan başka şey gelmez elimden.
bu bir tezat.. ‘sen ikilemlerin olmadan nefes alamazsın, ’ demiştin.. hâlâ öyle..
bu bütün olanlardan kendini sorumlu tutmak belası, bu af bilmez suçluluk; kimden miras kaldı bana, bilmiyorum.. ama genç bir çocuk geliyor, ‘abi, iki aya kadar düğün vardı, eve söyleyemedim bile, bir şeyler yapamaz mıyız?’ diyor…

yaşlanıyorum..

güç mü, güç kimindir? tezgahı kuranlar kendi elleriyle bozgunculuğa yüz tutunca, kim kalır altında?

artık kavga edecek meydan yok. masalar ve imzalarla dönüyor dünya.. artık yazmanın tek hükmü kendi kabuklarını çatmak..
tedavülden kalkmış bozuk para gibiyim..
ellerim yok..

,

yani senin bunda gür aydınlığın
yani yücelişin 
hangi körlükten azade
hangi göze dahildir.. 

bahattin çamurali - çayelinden öteye

çayelinden öteye

bahattin çamurali

,

ne vakit gelir bilinmez.. bazıları için vakit oldum olası dardır.. 
dara düşmek deyimi diğerlerinin…
işte bir vakit gelir, türkü söylenir; son türkü belki… birazdan kalkıp ölecekmiş gibi… 

,
fotoğraf çekerken hiç değişmeyen iki duygu var; her seferinde, uzun zamandır fotoğraf çekmiyormuş gibi bir his..-ki bu sanırım amatör ruh dedikleri şey-  ve her seferinde aradığına biraz daha uzaklaşmış gibi bir his…  ,
fotoğraf çekerken hiç değişmeyen iki duygu var; her seferinde, uzun zamandır fotoğraf çekmiyormuş gibi bir his..-ki bu sanırım amatör ruh dedikleri şey-  ve her seferinde aradığına biraz daha uzaklaşmış gibi bir his…  ,
fotoğraf çekerken hiç değişmeyen iki duygu var; her seferinde, uzun zamandır fotoğraf çekmiyormuş gibi bir his..-ki bu sanırım amatör ruh dedikleri şey-  ve her seferinde aradığına biraz daha uzaklaşmış gibi bir his… 

    ,


    fotoğraf çekerken hiç değişmeyen iki duygu var; her seferinde, uzun zamandır fotoğraf çekmiyormuş gibi bir his..-ki bu sanırım amatör ruh dedikleri şey-  
    ve her seferinde aradığına biraz daha uzaklaşmış gibi bir his… 


    çocukken haftalar bana asırdı 
    derken saat oldu.. derken saniye.. 
    ilk düşünce beni yokluk ısırdı
    sonum yokluk olsa bu varlık niye…

     

    Klimalı taksidesin. Arkada tek başına.
    Yanda da bir belediye otobüsü. İnsanlar salam dilimleri gibi iç içe. Soludukları hava uçuşan terlerinden ibaret. 
    Göz göze geliyorsun kimileriyle. Bakışları rahatsız ediyor seni. Sanki kötü bir adamsın sen, suçlusun.

    Fabrikadaki ofiste kendimi tam da bu tablodaki gibi hissediyorum. Camın ardında hummalı bir çalışma, ben de hemen diplerinde müzik eşliğinde anca mouse, klavye tıkırdatıyorum. Yaşıtlarım falan sırtlarında malzeme, yüzlerinde acıyla önümden geçince göz göze geliyoruz arada. O bakışlar da benim sırtıma yük olarak biniyor. Geriliyorum. Şanslı da hissedemiyorum kendimi, “Siz de okusaydınız kardeş” diyemiyorum. Bu adaletsizliğin sebebi ben değilim tabi ama sanki benim de payım varmış gibi geliyor. “Avcı-toplayıcı olarak kalsaydık. Herkes keyfine, gelişine ve güdüsel hareket etseydi. Kopmaya ne gerek vardı ki o düzenden?” diye düşünüyor ve işime devam ediyorum.

    biz seni işte böyle seviyoruz leyla

    nina simone - don't let me be misunderstood

    don't let me be misunderstood

    nina simone

    gold - cd2

                                       “ mezar taşlarına şiir okumak güzel; taşlar ayakta dinler sizi..
                                                                   

    ,

    benimle gel / denizi hiç görmedim
    tüy düştü koptu anısından her çocuk
    büyüdüm ben
    dağı terk edecek kadar ağıtlar da büyüdü
    şikayetim budur
    bir ilkel sancı / bir karaltı yolculuğu

    sonra yasak / ilk esatir kapısı
    kalbinin üstüne sunaklar bezeyecek
    göğün çıplak kehaneti
    toprağın son tavı / sonra yasak
    çizmeler bataklığa
    inciler ürkerek perestişten
    inciler de bataklığa

    bir müjde gelsin / saçları masvavi ve buz ülkesi
    taşlardan ellerini soyutlayarak heykeltraşlar
    raviler som bilinmez kaçakçı
    yüzünün görkemiyle raviler
    dağın kaf oluşuna saklı hikayeyi
    bir müjde / kuşların şiire yeniden kabulü

    beyaz mı / senle mi
    inanıyorum ve hâlâ ağmıyor rüyaların
    gölgeler bir tuzak peşinde hep
    gölgeler beni çoktan düşürdü sana
    ama bir gece bütün gökkuşakları
    bütün beyaz pelerinliler
    beni bulmaya gelmediler

    raksı mı bu kayıpların / kor öpüşleri mi
    suya eteği değiyor bir dervişin
    her kadın suya dönüşüyor / kimin rüyası bu
    atları göğe çekiyor zaman
    bir ölüyü ele veriyorum kalp yordamıyla
    ah bu rapsodi / ayak diriyor kayıplara



    -gg.aa.yy.
    -düşler ve düşmeler 

    inan haluk, ezeli bir şifadır aldanmak..

    Theme by Pixel Union