bendesin sen bendeyim ben tapuna
bendeyim ben nice ki sen bendesin

bir şûlesi var ki şem-î cânın
fânusuna sığmaz âsumanın..

http://video.uludagsozluk.com/v/%C3%A7aresi-ne-58008/ »


çaresi ne?

derde düştüm / çaresi?

et kokarsa tuz vurulur 
tuz kokarsa çaresi?

ağlayın diyor, çünkü ağlamayınca boğuluyor deniz.. 
içime oturup kalkmak bilmiyor o gece. bir ömrün üstüne ayak basmışlar gibi. bütün yolları kapamışlar gibi.. 

"ötesini söylemeyeceğim.."

tindersticks - another night In

another night In

tindersticks

curtains

kalbim ,  sersemliğim benim .. 

ve sen daha demincek 
yıllar da geçce demincek
bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm
ömrümün sebebi
ustam
sevgilim

,

… 

,

her halta bir kulp takmamdan mı nedir; “kusursuz insan arama" dedi bir gün hocam.. "ve insanda kusur arama…

yarayla alay eder yaralanmamış olan

bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden

sen çok daha parlaksın çünkü

sen tüm göklerdeki yıldızların ilki

sen aydınlatırsın geceyi

,
ikindi vaktine oldum olası aşığım abiler..

"bir kadının suya değiyor ayakları.."

,

nereden başlayacağınızı bilemediğiniz.. 
kimsiniz? 
bir dönem yamalak bir dergiye müstear isimle sinema yazıları.. 
çok erken dönem aslında. hemen ardından bir film. bu film o film değil… 
bütün kopuşlar zamansız. hikayeler rûberû kırılgan. bu yüzden cümleler yarım kalacak.. 
sahi kimsiniz? arada gömlek değişir gibi girdiğiniz…
tek tek bütün otel odalarını, günahları ve sabah ezanlarını.. 
 
hiç bir şeyin havada kalmadığı bir film. adımların, akmış rujların, taksilerin ve son karesinde cama başını yaslamış adamın.. 
sekanslar ilk bakışta tür dışından, es işareti almış gibi kopuk, kördüğüm ya da. 
en çok yazar olmanın getirdiği saçmalıkları var ön yargıların. yazar mısınız? hayır geçiniyorum sadece. yazar mısınız? evet yarı aç yaşadım bütün ömrümü. 
hikayeler. bir başka hikayenin çoktan yerini ağaç kovuğuna bırakmış kadını.. sahi, hâlâ aldanıyor musunuz?
müzik neden bir karakter gibi devinir durur bu filmde? 
ahmet hamdi’nin huzur’unu oku diyebilirdi adam. 2046 akıl almaz biçimde sâridir.. o daha mı anlaşılır. daha mı kesat bütün imgeler.
siz imge deyince nerede duruyor sularınız. bakın, somut veriler fabrikalar içindir. sanayileşiyor musunuz?

"aşk zaman olayıdır.." 
erken gelen trenin götüreceği bütün yolcuları tanıyorum. istasyon olmak dışında bir kabahatim de yok üstelik.
rötar yaptığında cama çıkar ve sigara yakarsınız. bir saat. on saat. yüz saat. bin saat. tren mi yoksa yolcular mı, karşılık gelecek bir şey var ama onu söylesem hepten mançurya’nın ya da istanbul’un artık ne fark eder; erken gelenle geç kalanın arasındaki tek fark bekleyendir… 

söyler misiniz lütfen, kimsiniz? ya da ben kimim? evet siz söyleyin, evet hemen burada. “zaman olayı”nı yeniden yorumlayacak kadar fuzuli değilim. ben sadece aç kalmasını, geç kalmasını ve hiç kalmasını biliyorum. oysa leyla ile mecnun arasında bir zaman kayması da yok. denk geldiyse fuzuli’ye geldi. ben hikayeler yazıyorum. şiirlerimi pek anlamıyorlar. ben de anlamıyorum. ama kayıyor işte zaman. duvar dibinde, bütün bir geçmişe asılı olarak… 

daha bitirmedim. nerede başlayacağımı bilmiyordum. nerede bitireceğimi değil. çok mu ahmağım? evet tanrı gülüyordur çünkü plan yaptığımı söylüyorum size. oysa gülmüyor çünkü en iyi o bilir. plan olayı şairlerin çöplüğünde durur. yine mi iddialı oldu. o halde diyebilirim ki, hiç düşünmüyor ve bakmıyorsunuz. inanın gözleriniz var. inanın çok güzel. ama inanın ancak insan yüzünde bunca işlev kaybedebilir gözler… 

kimsiniz? şimdi hangi şarkı olsun isterdim fonda, biliyor musunuz. bilmeyin. 
müzikle ve her iki yakayı oluşturan tam sayılmaz; iki kişinin denk gelmediği yedi yirmi dört bir şehir radyosunda bile… neyse.  

,

ben şimdi bir şiir yazsam sevgilim perdeler ıslak
saat çeyrek var ona
bu kadar kaçık olmuyor insan içinde
sevgilim ona söyleyecek bir tutam baldıranım var

başım dönüyor
buluyorum bir şarkının ritmiyle seni
gece iki başlı yılanın koynunda mıdır
sevgilim bu benim kaslarımda kabilin baltası
kim bulur tam zamanında şifreyi
o kadim uygarlıkta ben hep geceleri kuş çaldım
kafeslerden
çatı mazgallarından
kral mezarından

çok büyüdüm
saat beş oldu ertesi gün
çıkıp kareler çaldım geçmişinden
sevgilim bulamıyorum en çok nerede kaybettin beni
şurada cenaze vardı
pazar köleler alıcılar fahişeler
ha bir de trafik kapalı mıydı

ben şimdi bir şiirin sesiyle seni
hangi saatte nerde ve neden
nedenlerin canı cehenneme diyedir
annemin yün ördüğü
çekip çevirdiği evinde
kaç hakan kaç ikindi ecesi kaç ozan
bu tığ üzere geçtiler hep
bu ipliklerden bildiler düğümü

biz pazara çıktık
günyüzü ağdalı ki güneş bir gülüş kıskanmada
hangi elimizi çözseler yara
açıp dişimize damağımıza
de bunlar metelik etmez köleler
de bunlar aşırı tezgahlardan
biz pazarda zincirler içre aşık

sevgilim şiirim karışmadan sesler ağırı
şu odanın tok karmaşası / dârı duvarı
bu yola gidilmez yırtıldı perdelerim


-gg. aa. yy. 
dolaşık tam gün 

 

jose feliciano - rain

rain

jose feliciano

greatest hits

rabbim rabbim ben de sordum sarı çiçeğe
ah beni de şu direğe bağlayın gitsin

,
ilk fotoğraf helen abla döneminin -çocukken öyle sanırdım, helenistik döneme adını veren kızı merak ederdim sonra- teatral bir figürü. o dönemden kalma arkadaşıma sorduğumda, ben cahilin anlamayacağı bir çok karma terim söyledikten sonra, o dönemde başarıya ulaşabilmiş tiyatro karakterlerinin heykeli, yontması ya da büstü yapılırmış. ya da sipariş üzerine önce figür işlenir sonra karakter oynanır.. düşünsene eskiz, taslak, sahne çizimi yerine doğrudan heykelini yap karakterin.. müthiş.. 
bir sonraki fotoğrafı silemedim çünkü; tripodu henüz kuramamıştım ama camdaki ablayı kaçırmamak için hazır bulunan ayarla yüklendim deklanşöre.. anca o kadarı kaldı.. sonuncusunun mekan tuhaflığına bakmayın. orası aslında bir ön sergi alanı. daha doğrusu bir depo. çalışmaları çok daha uzun sürecek bir arkeolojik alanın ilk bulgularını gelenler -herkes değil- görebilsin diye çatma bir depoyu düzenleyip heykellerin kenarına köşesine a-4 ile küçük açıklamalar yazmışlar. ki çok güzeldi.. 
* * *
anılarını sorgulamaktan geliyordu yakup. kafasındaki kopuk zincirleri bağlayamamaktan… neyin, hangi olayın nerede olduğunu, neden olduğunu, hiç olmadık zamanlarda zihninde dalgalanan resimlerin hangi zaman aralığına hangi alakayla ait olduğunu bir türlü bilememekten… ,
ilk fotoğraf helen abla döneminin -çocukken öyle sanırdım, helenistik döneme adını veren kızı merak ederdim sonra- teatral bir figürü. o dönemden kalma arkadaşıma sorduğumda, ben cahilin anlamayacağı bir çok karma terim söyledikten sonra, o dönemde başarıya ulaşabilmiş tiyatro karakterlerinin heykeli, yontması ya da büstü yapılırmış. ya da sipariş üzerine önce figür işlenir sonra karakter oynanır.. düşünsene eskiz, taslak, sahne çizimi yerine doğrudan heykelini yap karakterin.. müthiş.. 
bir sonraki fotoğrafı silemedim çünkü; tripodu henüz kuramamıştım ama camdaki ablayı kaçırmamak için hazır bulunan ayarla yüklendim deklanşöre.. anca o kadarı kaldı.. sonuncusunun mekan tuhaflığına bakmayın. orası aslında bir ön sergi alanı. daha doğrusu bir depo. çalışmaları çok daha uzun sürecek bir arkeolojik alanın ilk bulgularını gelenler -herkes değil- görebilsin diye çatma bir depoyu düzenleyip heykellerin kenarına köşesine a-4 ile küçük açıklamalar yazmışlar. ki çok güzeldi.. 
* * *
anılarını sorgulamaktan geliyordu yakup. kafasındaki kopuk zincirleri bağlayamamaktan… neyin, hangi olayın nerede olduğunu, neden olduğunu, hiç olmadık zamanlarda zihninde dalgalanan resimlerin hangi zaman aralığına hangi alakayla ait olduğunu bir türlü bilememekten… ,
ilk fotoğraf helen abla döneminin -çocukken öyle sanırdım, helenistik döneme adını veren kızı merak ederdim sonra- teatral bir figürü. o dönemden kalma arkadaşıma sorduğumda, ben cahilin anlamayacağı bir çok karma terim söyledikten sonra, o dönemde başarıya ulaşabilmiş tiyatro karakterlerinin heykeli, yontması ya da büstü yapılırmış. ya da sipariş üzerine önce figür işlenir sonra karakter oynanır.. düşünsene eskiz, taslak, sahne çizimi yerine doğrudan heykelini yap karakterin.. müthiş.. 
bir sonraki fotoğrafı silemedim çünkü; tripodu henüz kuramamıştım ama camdaki ablayı kaçırmamak için hazır bulunan ayarla yüklendim deklanşöre.. anca o kadarı kaldı.. sonuncusunun mekan tuhaflığına bakmayın. orası aslında bir ön sergi alanı. daha doğrusu bir depo. çalışmaları çok daha uzun sürecek bir arkeolojik alanın ilk bulgularını gelenler -herkes değil- görebilsin diye çatma bir depoyu düzenleyip heykellerin kenarına köşesine a-4 ile küçük açıklamalar yazmışlar. ki çok güzeldi.. 
* * *
anılarını sorgulamaktan geliyordu yakup. kafasındaki kopuk zincirleri bağlayamamaktan… neyin, hangi olayın nerede olduğunu, neden olduğunu, hiç olmadık zamanlarda zihninde dalgalanan resimlerin hangi zaman aralığına hangi alakayla ait olduğunu bir türlü bilememekten…

    ,

    ilk fotoğraf helen abla döneminin -çocukken öyle sanırdım, helenistik döneme adını veren kızı merak ederdim sonra- teatral bir figürü. o dönemden kalma arkadaşıma sorduğumda, ben cahilin anlamayacağı bir çok karma terim söyledikten sonra, o dönemde başarıya ulaşabilmiş tiyatro karakterlerinin heykeli, yontması ya da büstü yapılırmış. ya da sipariş üzerine önce figür işlenir sonra karakter oynanır.. düşünsene eskiz, taslak, sahne çizimi yerine doğrudan heykelini yap karakterin.. müthiş.. 

    bir sonraki fotoğrafı silemedim çünkü; tripodu henüz kuramamıştım ama camdaki ablayı kaçırmamak için hazır bulunan ayarla yüklendim deklanşöre.. anca o kadarı kaldı.. 

    sonuncusunun mekan tuhaflığına bakmayın. orası aslında bir ön sergi alanı. daha doğrusu bir depo. çalışmaları çok daha uzun sürecek bir arkeolojik alanın ilk bulgularını gelenler -herkes değil- görebilsin diye çatma bir depoyu düzenleyip heykellerin kenarına köşesine a-4 ile küçük açıklamalar yazmışlar. ki çok güzeldi.. 

    * * *

    anılarını sorgulamaktan geliyordu yakup. kafasındaki kopuk zincirleri bağlayamamaktan… neyin, hangi olayın nerede olduğunu, neden olduğunu, hiç olmadık zamanlarda zihninde dalgalanan resimlerin hangi zaman aralığına hangi alakayla ait olduğunu bir türlü bilememekten…

    ,

    aslolan gitmektir.. 

    ,

     bu uçmak
    bu nehrin suyu yoran kolu bu ebabiller
    fark ettiğiniz ilk sebep
    ilk başa kalması sonrasızlığın.. 

    bizi imleyin
    son ışıkta boğulan koroyu

    merak ettiğiniz son sebep
    arada olup biten 
    kesişen ve evrenleşen
    duyulan kaybedilen beklenen
    bizi imleyin 
    son kanat teması bu 
    felaketimizin

    -yılkı mısra
    gg.aa.yy.

    Theme by Pixel Union