<b>"</b> -daha ne kadar gideceksin<p><b></b> -bitene kadar<p><b></b> -ne<p><b></b> - O..<p><b></b> -?<p><b></b> <p>"

", "

"-aynı boyayı yapabilir misin? "

"-hayır "

"-neden? "

"-boya değil istediğin. renk. o rengi ressamın kendi bile yeniden bulamayabilir.. "

"-neden? "

"-sonsuz olduklarını duymadın mı renklerin? "

"-nedenin de sonu yok. "

"-hangi renklerden ne kadar kullandı, ne kattı, ne kadar bekledi.. bunlar bazen bilinçli olduğu gibi gelişigüzel de olabiliyor. işin sakat tarafı bilinçli olsa dahi, her karışım her zaman aynı sonucu-rengi vermeye de biliyor.. "

"-ama senin için... "

"-renklerin mucidi dediler! doğrusu insanlar büyük söz söylemekte sınır tanımazlar.. "

"-o rengi bulmam lazım.. buna mecburum.. "

"-doğuya git. "

"-ne kadar doğuya? "

"-ne kadarı yok.. yönünü çevirmeden, istediğini bulana kadar doğuya.."

 

dedim zincir vardır dedi boynumda
dedim ölüm de var dedi yolumda
dedim ya bilezik dedi kolumda
dedim korkar mısın o dedi yok yok

,
gurbet. uz gittim. at ile konuştum. geceydi. mabedin boynunu dik tutan ehramlar, kalaba çekilince eğildi. ateş için sular çattım. yarım kaldı bir şiir. özledim…
gurbet. az gitmedim. önümde daima bir uzak açıldı. daima bir çekim.. geride kayıp bir huzur. çoktan bağlarını öz ağzıyla yemiş birkaç milyon boğaz. ne aht. ne vefa.
gurbet. nereden geçsem bir kırba. yatağından yoksun bir nehir. dumanı körelmiş birkaç dağ. hep sarı ağaçlar. hep benzi uçmuş çocuklar.
gurbet. geç gittim. pişman olmasını bilmeyen adımlar. bir pişmanlığa bütün yorganları yakmış yatağın ne olduğu yüzyıllardır unutmuş yüzyüze gelmeyen yolcular. durmayan bir gök. durmayan ve bağlanmayan sallantılar.
gurbet. yarım kelime. kaba, köylü, çok kullanılmış, tedavülden kalkmış, genç ağızlara eğreti, kulaklıklara yaban kelime. biraz “bursa’da zaman”, biraz “diyarbekir kalesinden notlar”, biraz da “kerkük ağıdı”..
gurbet. az gittim uz gittim.. arefe geceleri öleli asırlar oldu öz yurdum… 

-ve bayramlar bayram ola

,

kış geçe açıla yolların dostum..


siz sihiri çözmek değil kandırılmak istiyorsunuz..

?
çünkü bu.. çünkü dahası var. çünkü kabuklarınız canınızı acıtmıyor.
çünkü aslında zulme karşı çıkıyor da değilsiniz. çünkü sadece bir gün gelip sizi bulacağının korkusu bu..
çünkü ‘yardım’ diye bir kelimeniz var. çünkü sadece kendinizi merkeze koyma eğilimindesiniz..

çünkü düşünmüyorsunuz. çünkü yalanlarla düşünülemez..

,

denizkızı… 
vardır. 


ev temiz ve adanalıdır amaaan badanalıdır işte. mutfak dolabı yeni değişmiş kombisi değişmek üzeredir. merkezi sistem olabilir, henüz ev sahipleri karar veremediler. altı katlı binanın yedinci katındadır. asansör yoktur. asansör için görüşmeler ev sahipleri arasında mekik dokumaktadır. karar yönetim kurulundan geçtikten sonra resmi gazetede yayınlanacaktır. bu ev sahipleri kaplumbağa azizim, bildiğin gibi değil. ama eve diyecek söz yok. orjinaldir. hem kaç para kira istiyoruz ki..

Janis Joplin - Misery 'N

Misery 'N

Janis Joplin

,
ay lauv yu janis valla bak

(Kaynak: erikcartmanoglununpici, erikcartmanoglu gönderdi)

ankara.. her geldiğimde şu kuleler biraz daha artmış oluyor..

'bu sabaaah görmüyor gözleerim
içinde sakla beniii
baaari nefeess alayıımm’

dünya kupası finalinde penaltı atamamış baggio gibiyim lan. üstelik bunun kulelerle hiç ilgisi yok..

,
yol yine…
ya da

"yetimler gibiyim
ziyafetten aç dönen..”

bryan ferry - back to black

back to black

bryan ferry

,

ve kelimeler
ve kalıp sesi kesilen
ve giden ses
ve dönen dil
ve gırtlağı yırtık bağırmaktan
ve hiç gereği yok
ve yutkunulan
ve çatı küfüne ayrılmış
ve yitmiş tüm parlaklığı
ve gitsin kalemiyle hep kırık
ve piçlerin cenin aradığı kuytu
ve azizler takır takır işleyen çarkla
ve bir taht kotararak asiller
ve sevmek yersiz kılındığında
ve bu yarım masiva
ve beklenmiş kut kalıntıları
ve o an
ve dönülmez karanlık
ve senin tüm boşluğun
ve kimseden beklenmez
ve karanlığın yok kalbi

sözünü tutuyor patron. papağanlar su kaçırıyor bir kursak. bir doz kovalıyor serseri. bütün sokaklar arkaik. sözünü kesiyor sağır. taşlar arkeolog eliyle cansız. kazılar şehrin görkeminde doğurabilir. sözünü yutuyor dilsiz. masada kalıyor masadan kalkmıyor masayı anlamıyor doktor. neşteri genzinde bir berber. gün sayıyor klonlar. aşiretler. kabileler. çok mu aynıyız. sosyolojik evresini geçelim boşalmanın. fahişeler orgazm olur mu usta? irinlerini yutuyorum tam takır. geçici bir ayrık otu dolaşıyor tenime. şimdi iftar vakti… 

ve onulmaz arıza 
ve dumanı yok ateşin
ve suya öykünen balık
ve nefessiz ihtiyar
ve bilseydim gelirsin
ve bilmese kelime
ve kaç asrın pisliği

sesten beklenmezdi patlama. kalkacağım biraz. elbet geçecek boğazımdan. geçecek ve tüküreceğim elbet. çingeneler elinden bir bardak suyla. mu kıtasının komedyenleriyle ağırlanacağım. bilmem. bilinsin diye gök matematiğinden. newtondan. latinceden. seni çalacağım. güveniyor gibiyim şimdi. elim titremiyor. kalkacak ve iç geçireceğim ülkende. kalkacak ve teslim edeceğim hakkını mezarsız ölülerin. kalkacak..

ve bir tutam işkence
ve “şarkı söyleyen kadın”*
ve burdan geçen atlılar
ve efsaneler içre bir çocuk
ve o zeus ibnesi 
ve ra’dan sanılan tılsım
ve söyledi bir bilge
ve taşladım dilimi… 

gelsinler. kelimeler. ozanlar ateş yakar mı usta. dumanı kim tütecek hangisi. 

-yedi haziran ikibinyedi*
-bulantı
-düzen tutmayana

,
&#8230; on altı yıl.. yeniden yargılanmadan sonra &#8220;beraat&#8221; gelirse hiç şaşırmayacağım.. 

,

… 
on altı yıl.. 
yeniden yargılanmadan sonra “beraat” gelirse hiç şaşırmayacağım.. 

tom waits - blind love

blind love

tom waits

rain dogs

,

denizkızı diye bir şey/ vardır!
iki kere iki bir
hem turgut için sibernetik
bilirsin / tespitler 
soyut ve sak bir hududa gönderir 
önce suyu sonra şiiri

iki kere iki iki
denizkızı diye bir şey
seninle durağan kapılmış
pisagordan kalma sancılı bir kütle
hepsi hepsi saçmalık
hepsi seninle aynı akışta
eksik bir şairle

kalbine bakabilir miyim?
suyu ısınır o vakit falcıların
belki kavuşmak da düşer formüllere
iki kere iki üç
bakabilir misin uzlaşılmış kaç yalansız
tarihimse harfler

burası genel / sıkıcı ve morg sıcaklığında
neresi için biçilmiş kaftansa susmak
orada bir yaygara koparmak isterim
iki kere iki dört
güldürme beni / bu tarihçilerin
bu fizikçilerin nöbetleşe sıkıldıkları
hudut karakoludur
hani soyut ve sak olan

dilime bakabilir misin / dikiş tutmadı ay 
elimi burada bıraksam olmaz mı
iç cebim de yok / nerede saklasam 
ama inan yürüyorsun benimle / dikiş tutmadı kahinlerin buyruğu
asrımız büyük gerekçeler üzredir
günahlar rakamlar körler ve bankalar üzre
oysa taşınmadım / kaç mil uzaklaştıysam zamandan 
kaç hudut geçtiysem şairlerden habersiz
hep aynı sonuç
iki kere iki beş 

-gg.aa.yy.
-geldik abi, uyan dedi muavin.. 

,
çulux fotoğrafçısı diye alay eden arkaaşlara sesleniyorum; ya da vazgeçtim. çuluxlardan da vazgeçtim zaten, yok, beceremediğimden değil, hiç olur mu öyle şey, sadece horozlarla anlaşamadık. biri &#8220;ne işin var lan haremimde diye&#8221; postasını koyup restimi görmedi. yok yani canımı kümeste bulmadım.. ben de gidip biraz işte siyah beyaz fotoğraflar çektim. siyah beyaz olunca böyle biraz daha sanatsal gibi duruyor. mesela beyaz atlı hiltisini beklemekten iskeleti çıkmış ablayı tim burton abim gönderdi. robot dedi, sen dedi, bu ara dedi, çok varoluşsal sancılar çekiyormuşsun dedi, o kadar büyütme dedi, sana da çekecek bir şeyler buluruz dedi. iskelet hiltininin nereden geldiğini bilmiyorum. bulmuşlar işte birbirlerini. bir de tencere kapak bulup çekecektim ki gör sen o zaman ironiyi. bak şimdi aklıma geliyor bu da.neyse bi dahakine kurgusal çekeyim ben. belki taşınacak odunum oradadır. çulux fotoğrafçısıymış&#8230; ne kadar kırıcı olduğunuzun kulakları acaba ağzınızla  mekik çekiyor mu sizin..  ,
çulux fotoğrafçısı diye alay eden arkaaşlara sesleniyorum; ya da vazgeçtim. çuluxlardan da vazgeçtim zaten, yok, beceremediğimden değil, hiç olur mu öyle şey, sadece horozlarla anlaşamadık. biri &#8220;ne işin var lan haremimde diye&#8221; postasını koyup restimi görmedi. yok yani canımı kümeste bulmadım.. ben de gidip biraz işte siyah beyaz fotoğraflar çektim. siyah beyaz olunca böyle biraz daha sanatsal gibi duruyor. mesela beyaz atlı hiltisini beklemekten iskeleti çıkmış ablayı tim burton abim gönderdi. robot dedi, sen dedi, bu ara dedi, çok varoluşsal sancılar çekiyormuşsun dedi, o kadar büyütme dedi, sana da çekecek bir şeyler buluruz dedi. iskelet hiltininin nereden geldiğini bilmiyorum. bulmuşlar işte birbirlerini. bir de tencere kapak bulup çekecektim ki gör sen o zaman ironiyi. bak şimdi aklıma geliyor bu da.neyse bi dahakine kurgusal çekeyim ben. belki taşınacak odunum oradadır. çulux fotoğrafçısıymış&#8230; ne kadar kırıcı olduğunuzun kulakları acaba ağzınızla  mekik çekiyor mu sizin.. 

    ,

    çulux fotoğrafçısı diye alay eden arkaaşlara sesleniyorum; ya da vazgeçtim. 
    çuluxlardan da vazgeçtim zaten, yok, beceremediğimden değil, hiç olur mu öyle şey, sadece horozlarla anlaşamadık. biri “ne işin var lan haremimde diye” postasını koyup restimi görmedi. yok yani canımı kümeste bulmadım.. 
    ben de gidip biraz işte siyah beyaz fotoğraflar çektim. siyah beyaz olunca böyle biraz daha sanatsal gibi duruyor. mesela beyaz atlı hiltisini beklemekten iskeleti çıkmış ablayı tim burton abim gönderdi. robot dedi, sen dedi, bu ara dedi, çok varoluşsal sancılar çekiyormuşsun dedi, o kadar büyütme dedi, sana da çekecek bir şeyler buluruz dedi. iskelet hiltininin nereden geldiğini bilmiyorum. bulmuşlar işte birbirlerini. bir de tencere kapak bulup çekecektim ki gör sen o zaman ironiyi. bak şimdi aklıma geliyor bu da.
    neyse bi dahakine kurgusal çekeyim ben. belki taşınacak odunum oradadır. 

    çulux fotoğrafçısıymış… ne kadar kırıcı olduğunuzun kulakları acaba ağzınızla  mekik çekiyor mu sizin.. 

     

    Ira Habarovsk

    Theme by Pixel Union